Çalışma hayatının geleceği: Teknoloji devrimi, istihdamı yeniden şekillendirebilir mi?
50 yıl önce biri çıkıp 2025’teki çalışma hayatı gerçeklerini hayal etmeye kalkışsaydı muhtemelen gerçeğin yanından bile geçemezdi. Bilgisayarlarla dolu ofislerin, küresel bir ağ üzerinden sürekli veri alışverişinde bulunduğu bir dünyayı öngörebilirler miydi? Ya da “gig ekonomisi” çalışanlarının, aynı hafta içinde farklı işverenler için birden fazla iş yapabildiği bir dünyayı? Veya kurye sayısının, kömür madencisi sayısını açık ara geride bıraktığı bir düzeni?
Geleceği öngörmek her zaman zor ve belirsizdir. Ancak 2025’teki istihdamın durumu, halihazırda devam eden kültürel ve teknolojik değişimlerle birleştiğinde, önümüzdeki on yıllarda çalışma hayatının nasıl evrileceğine dair bize bazı ipuçları sunuyor.
Geleceği kavrayabilmek için önce bugünü anlamak şart. Peki, iş dünyası şu an tam olarak ne durumda? Son dönemde çalışma kavramı, 18. yüzyıldan, hatta kadınların iş gücüne katılımından bu yana görülen en köklü değişimlerden birini yaşadı. Sebebi ne mi? Mikroskobik bir virüs.
2020 ve 2021 yıllarındaki COVID-19 pandemisi, insanların salgından korunmak amacıyla evlerinin güvenli ortamına sığınmasına neden olarak ofislerden ve fabrikalardan küresel çapta bir kopuş Ve bu alışkanlık kalıcı hale geldi. Şu anda küresel iş gücünün yaklaşık %28’i, mesaisinin bir kısmında veya tamamında uzaktan çalışıyor. Bu oran, 2020 öncesinde evden çalışan %5’lik kesime kıyasla muazzam bir artış anlamına geliyor.[1] [2] Bazı sektörler evden çalışma modeline diğerlerinden daha fazla eğilim gösteriyor. Örneğin teknoloji sektöründe çalışanların %67’si artık işlerini uzaktan yürütüyor ve çoğu zaman müşterileriyle yüz yüze hiç gelmiyor.
Artık iyice yerleşmiş olan bu eğilimin tersine dönmesi pek mümkün görünmüyor. Çalışanların dörtte üçü uzaktan çalıştıklarında daha mutlu olduklarını belirtiyor; hatta yarısı bu ayrıcalığı kaybetmemek için daha düşük bir maaşa bile razı. Toplumsal bir dönüşüm niteliğindeki uzaktan çalışma, aynı zamanda çevre için de iyi bir haber. Kişisel ulaşım koşullarına bağlı olarak sadece günlük işe gidiş gelişin ortadan kalkması bile evden çalışan birinin iş kaynaklı karbon ayak izini %80’e kadar düşürebiliyor.[3] Öte yandan işverenler, evden çalışanlarda görülen %13’lük verimlilik artışının keyfini sürüyor. Bu durum, işletmelerin yaklaşık %71’inin neden artık bir tür mekan esnekliği sunduğunu da gayet iyi açıklıyor. Mekandan bağımsız hale gelen bu yeni iş gücünün yarattığı ivmeyi arkasına alan küresel video konferans pazarının, günümüzden 2030’a kadar ikiye katlanarak 60 milyar ABD dolarına ulaşması öngörülüyor.[4] Yemek masalarımız, gerçekten de yeni ofisimiz haline geldi.
İş yeri kavramı tamamen değişti. Ancak yaptığımız işlerin doğası da köklü bir değişimden geçiyor.
İş tanımları nasıl değişiyor?
Bir zamanlar aşina olduğumuz meslekler gözlerimizin önünde yavaş yavaş yok olurken teknolojiyle bütünleşmiş Üçüncü Milenyum yaşam tarzımızı destekleyecek yepyeni iş kolları ortaya çıkıyor.
Daha yakın zamana kadar milyonlarca insan dizgici, bordro görevlisi, makine operatörü, telefondan satış görevlisi ve daktilograf olarak çalışıyordu. Şimdiyse bunların hepsi nadir rastlanan veya ölmeye yüz tutmuş meslekler olarak kabul ediliyor. Tirajları giderek düşen gazete ve dergiler artık tasarım yazılımlarıyla hazırlanıyor. Manuel bordro yönetiminin yerini bilgisayar sistemleri aldı. Makineler artık otomatikleşti ve insan müdahalesi olmadan çalışabiliyor. Potansiyel müşteriler reklamlarla açılır pencereler veya bloglar aracılığıyla karşılaşıyor ve dikte yazılımları, klavyelere ve hızlı parmaklara olan ihtiyacı büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
Bu değişimler göz önüne alındığında, insanın gözünün önüne kolayca uzayıp giden işsiz kuyrukları ve küresel çapta ekonomik çalkantılar gelebilir. İlginçtir ki durum hiç de böyle değil. Aslına bakılırsa ekonomik büyüme zorlanmaya devam etse de (2022’de %3,6, 2023’te %3,3 ve 2024’te %3,2), küresel işsizlik oranı 2020’den bu yana istikrarlı bir şekilde %5 civarında seyretti.[5]

Işıltılı yeni dijital çağımıza cesur adımlarla ilerlerken karşılaştığımız gerçek şu ki miadını dolduran mesleklerin yerini alacak yepyeni iş kolları doğuyor. Bu durum, basit birer gözlemden çok daha fazlası. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), yalnızca 2025 yılında yaklaşık 53 milyon yeni istihdam yaratılacağını öngörüyor.[6]
Bu yeni meslekler nasıl olacak? Bunların bir kısmı, değişen toplumsal trendlerin taleplerini karşılamak adına çok daha büyük sayılarda ihtiyaç duyacağımız tanıdık rollerden oluşurken; diğerleri ise yeni teknolojik paradigmamızı ayakta tutmak için gerekli olan ve henüz yeni filizlenen disiplinleri kapsıyor.
1990’lardan bu yana hayatımızda olan web geliştirme, şirketlerin dijital dünyada rakiplerinden sıyrılma çabaları sürdükçe önemini ve saygınlığını korumaya devam ediyor. Programlama dilleri evrimleşip yapay zekanın (AI) sunduğu giderek artan fırsatlarla bütünleştikçe web geliştirme alanındaki rollerin 2030 yılına kadar %23 oranında artış göstermesi bekleniyor.[7]
2050 yılına doğru ortalama yaşam süresinin beş yıl daha uzayacağı tahmin ediliyor. Yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için topluluklarımızda kişisel bakım hizmeti sunacak ve ev işlerini üstlenecek adeta bir evde bakım uzmanları ordusuna ihtiyaç duyacağız. 2030 yılına geldiğimizde, evde bakım profesyonellerinin sayısında %25’lik bir artış görülebilir. Sağlık sorunları yaşayan bireylerin bağımsız bir hayat sürmelerine yardımcı olan ergoterapistler de benzer bir büyüme ivmesi yakalayacak. Sağlık hizmetlerine erişimin yaygınlaşması ve yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş tedavi planlarının etkisiyle hemşire sayısında %40’ın üzerinde ciddi bir artış yaşanabilir.
Yakın geçmişimiz, hastalıklara karşı ne denli savunmasız olduğumuzu gözler önüne serdi. Bu nedenle 2030 yılına kadar iş olanaklarında %26’lık bir artış beklenen epidemiyoloji alanı, muhtemelen bir diğer büyüme merkezi olacak. Birçok uzman, küresel nüfus artışını ve hayvan yaşam alanlarının giderek kentleşmesini, zoonotik (hayvandan insana) hastalık bulaşma riskini artıran faktörler olarak gösteriyor ve yeni bir pandeminin kaçınılmaz olduğuna inanıyor.
Fosil yakıtlara olan küresel bağımlılığımızın körüklediği felaket boyutundaki iklim değişikliğinin henüz başlarında olduğumuz, artık yaygın olarak kabul gören bir gerçek. 2015 Paris İklim Anlaşması ile belirlenen 1,5 derecelik ısınma sınırını aşmamak için 2050 yılına kadar dünyanın enerji karmasının en az %90’ını yenilenebilir enerji kaynaklarının oluşturması gerekiyor. Bu enerji dönüşümünde hayati bir rol oynayacak olan güneş paneli (PV) kurulum uzmanları ve teknisyenlerine yönelik istihdamın, 2030 yılına kadar %27 oranında artması bekleniyor. Yenilenebilir enerji yolculuğunda benzer şekilde başlıca bir öneme sahip olan türbin teknisyenlerinin sayısı da aynı zaman diliminde %44’e varan bir artış gösterebilir.
Hayatımızın her geçen gün daha büyük bir kısmı dijital ortama taşınırken bilgi güvenliği uzmanları mahremiyetimizin korunmasında kilit bir rol oynayacak. Çevrimiçi dolandırıcılık, siber saldırılar ve veri ihlallerindeki artışla birlikte finansal kaynaklarımızı ve kişisel verilerimizi korumakla görevli uzmanlara duyulan talep de büyük ölçüde artacak. 2030 yılına gelindiğinde bilgi güvenliği uzmanlarının sayısında %35’e varan bir artış yaşanabilir.
Yapay zekanın mümkün kıldığı büyük çaplı analizlerden anlamlı sonuçlar çıkarmaktan sorumlu olan veri bilimciler, geleceğin en kıymetli çalışanları arasında yer alacak. Tahminlere göre 2030 yılına kadar sayıları %36 oranında artacak olan veri bilimciler, dünya genelindeki şirketlerde performans ölçümlerini yorumlama, karar alma süreçlerine yön verme ve kârlılığı artırma gibi kritik sorumlulukları üstlenecekler.
Tarım işçileri, inşaat çalışanları ve kuryeler gibi fiziksel iş gücü gerektiren saha rollerinde de artış bekleniyor; çünkü insanlar, robotların henüz yanına bile yaklaşamadığı, ince detaylar ve hassasiyet gerektiren görevleri üstlenmeye devam ediyor.
İstihdam dünyasındaki bu baskın trendler, son yıllarda manşetlerden düşmeyen ve çok yakında hayatımızın her alanında karşımıza çıkacak olan o gelişen teknoloji, yani yapay zeka tarafından şekillendiriliyor.
Yapay zeka iş dünyasını nasıl dönüştürüyor?
Önümüzdeki on yıllık süreç içinde yapay zekanın iş piyasası üzerindeki etkisi, tam anlamıyla bir deprem niteliğinde olacak. Finansal açıdan büyük bir ivme kazanan bu sektörün, bugün 244 milyar ABD doları tutarında olan hacminin on yılın sonunda 800 milyar ABD dolarını aşması bekleniyor.[8]
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) şirket liderleriyle yaptığı bir ankete göre katılımcıların yaklaşık %86’sı yapay zekayı yakın ve orta vadede iş dünyasını en çok dönüştürecek trend olarak görüyor.[9] Nitekim iş dünyasında en hızlı yükselişe geçen üç temel becerinin teknolojik okuryazarlık, büyük veri ve siber güvenlik ekseninde şekillenmesi bekleniyor.

Elbette yapay zeka, birbiriyle yakından ilişkili pek çok teknolojiyi kapsayan bir çatı kavram. Dolayısıyla pek çok farklı disiplinde yepyeni kariyer yollarının doğacağını öngörebiliriz. Bunlara örnek olarak finansal teknoloji (fintech) mühendisleri, makine öğrenimi uzmanları, uygulama geliştiriciler, veri uzmanları, elektrikli araç teknisyenleri, üretken yapay zeka için prompt editörleri ve uzmanlık alanları henüz hayal bile edilmemiş küresel bir yaratıcı zihinler topluluğu sayılabilir.
Bir yandan da ortaya çıkan tablo endişe verici. Yapay zeka, 2030 yılına kadar[10] 90 milyondan fazla istihdam kaybına yol açabilir ve nihayetinde Avrupa ve ABD gibi gelişmiş ekonomilerdeki tüm iş yükünün dörtte birini devralabilir.[11]
Bu kayıpları dengelemek adına, yeni ortaya çıkan çeşitli uzmanlık alanlarında uzmanlardan oluşan ordular bir anda vazgeçilmez hale gelecek. Bu uzmanlık alanları arasında doğal dil işleme, derin öğrenme, (bilgisayarların görselleri tıpkı bir insan gözü gibi “görmesini” sağlayan) bilgisayarlı görü ve içerik üretimi sayılabilir. Bazı tahminlere göre yapay zeka, 2030 yılına kadar 170 milyon yeni iş alanı yaratarak küresel istihdamda net bir kazanç sağlayacak.[12]
Geleceğin pek çok mesleğinin can damarı olan yapay zeka, eğitim ve öğretimde dijital becerilere yönelik köklü bir yönelim değişikliğine de ilham vermelidir. Bilgisayar arayüzlerini içeren yepyeni disiplinlerle birlikte, uygulamalarla nasıl etkileşime geçileceğini ve onların nasıl yönetileceğini anlamayı ifade eden “tuş bilgisi”, temel bir gereksinim haline gelecek.
Bu temel seviyenin ötesinde yazılımların “iç işleyişine” (kullanıcı deneyiminin arka planındaki kod yapısına) hakim olan ve algoritmik mantık farkındalığına sahip kişiler, kendilerine yeni profesyonel yollar çizecekler. Zaman ilerledikçe sosyal medya, siber varlık koruması, blokzincir teknolojisi, dijital pazarlama, veri analizi ve yeni gelişmekte olan yapay zeka etiği alanlarında yetkinliği yüksek daha fazla insana ihtiyaç duyacağız.
Teknik yeteneklerin yanı sıra veriyi bilgiye dönüştürme ve bu bilgiyi stratejik, enformatik ve iletişimsel avantajlara çevirme becerisi gibi dijital beceriler çok daha insani bir boyutu da kapsayabilir. Bu bütüncül yetkinliklere sahip bireyler, yarının vizyonerleri ve liderleri olacaklar.
İş piyasasının teknoloji odaklı bir “yeniden yapılanma” sürecine girmeye hazır olduğunu şimdiden görüyoruz. Dijital iş birliği araçları, anlık iletişim yazılımları ve bulut tabanlı veri depolama sistemleriyle birbirine kenetlenmiş uzaktan çalışma ağlarını hayal etmek artık hiç de zor değil. Peki ya çalışma kültürünün kendisi ve hızla değişen bir dünyada hayatını kazanmanın getirdiği günlük gerçekler ne olacak?
“Gig” çalışma modeli geçici bir heves mi, yoksa çağın bir gereği mi?
2025’te artık haftada beş gün, sabah 9 akşam 5 ömür boyu aynı işte çalışmak neredeyse geçmişte kalmış bir kavram. Günümüz iş gücü, çevik ve çok yönlü olarak tanımlanabileceği gibi; çalışan sirkülasyonunun yüksek olduğu ve güvencesizliğiyle nam salmış bir yapı olarak da resmedilebilir.
Genellikle kısa süreli, serbest veya geçici işler şeklinde kendini gösteren “gig” ekonomisi, dünya çapında birçok insan için artık “yeni normal” haline geldi. Bu sistem, belirli görev veya hizmetleri yerine getirmek üzere bireyler ve üçüncü taraflar arasında yapılan tek seferlik ya da sürekliliği olan anlaşmalarla tanımlanır. Kuryelerden köpek gezdiricilerine, bakıcılardan danışmanlara, web geliştiricilerinden cam temizlikçilerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Giderek daha fazla sayıda gig çalışanı, yükselişte olan çeşitli freelance platformları aracılığıyla müşterilerle buluşuyor. Upwork, Fiverr, PeoplePerHour, Shopify, Uber, Lyft, TaskRabbit ve daha niceleri… Hepsi sadece birkaç yıl içinde, kağıt üzerindeki birer fikirden herkesin bildiği dev markalara dönüştü.
Gig ekonomisi artık devasa bir sektör. 2024 yılında 556 milyar ABD doları tutarında bir pazar büyüklüğüne ulaşan bu sektörün, 2032 yılına kadar 1,8 trilyon ABD dolarını aşarak rekor seviyelere çıkması öngörülüyor.[13] Tahminlere göre Amerika’daki iş gücünün en az üçte biri artık kendini “bağımsız çalışan” olarak tanımlıyor.

Gig ekonomisi teşvik edilmeli mi? İşin bu kısmı bambaşka bir konu. Gig çalışanlarının %30’a varan kısmı, ister temel geçim kaynağı olarak isterse başka bir işi desteklemek amacıyla olsun, bu sektörde yalnızca mecburiyetten çalıştıklarını belirtiyor. Genellikle bu tür pozisyonlar, geleneksel istihdamın sunduğu yan hakların çoğunu kapsamaz. Ücretli izin, asgari ücret, kariyer gelişim programları, sağlık sigortası veya emeklilik planları gibi olanaklar sunulmaz. İş güvencesinin eksikliği, gig çalışanlarının ihtiyaç veya konut kredisi almalarını zorlaştırabilir. Bu durum onları düşük gelir ve “ikinci sınıf vatandaş” muamelesi gördükleri bir kısır döngüye hapsedebilir. Kuşaklar arası fark oldukça derin. 1960’larda doğanların sadece %9’u gig ekonomisinde çalışmışken Y kuşağında bu oran %45 seviyesinde.[14]

Gig çalışanlarının temel haklarını güvence altına almak için dünya genelinde hukuki süreçler devam ediyor. Özellikle Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin kararı dikkat çekici; mahkeme, Uber sürücülerinin bağımsız yüklenici değil “çalışan” statüsünde değerlendirilmesi gerektiğine ve yolcu talebinden bağımsız olarak harcadıkları zaman için ücret alma yönünde karara vardı. Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan California’da AB5 yasası, fazla mesai ücreti ve sigorta güvencesi gibi hakları yasalaştırarak gig çalışanları ile tam zamanlı personel arasında denklik sağlamaya yardımcı oluyor.
Bazı gelişmeler ise tabandan, daha yerel düzeyde ortaya çıkıyor. Gig Workers Alliance gibi uluslararası oluşumlar, çalışma haklarını korumak adına kolektif eylemleri teşvik ediyor. Gig çalışanların da tıpkı kadrolu personel gibi yan haklar kazanabilmesini sağlayan, birden fazla sözleşmeyi kapsayan taşınabilir sistemler gibi yenilikçi çözümlerin hayata geçirilmesini talep ediyorlar.
Büyük şirketlerin %80’inin yakın gelecekte esnek çalışan oranlarını artırmayı planladığı göz önüne alındığında, yapılacak bu yasal düzenlemeler gelecek nesiller için emsal teşkil edecektir.[15]
Gig ekonomisinin doğasında var olan güvencesizlik, giderek daha fazla ilgi gören bir başka kavramla yani Evrensel Temel Gelir (UBI) ile kısmen dengelenebilir.
UBI, çalışma durumuna bakılmaksızın, herhangi bir gelir testi uygulanmadan tüm vatandaşlara yapılan asgari bir ödemedir. Bu sistem, bireylerin yoksulluk sınırının üzerinde kalmalarını; gıda, barınma ve ilaç gibi temel yaşam gereksinimlerini karşılayabilmelerini sağlar.
Teoride bu durum, örneğin hayır işlerinde gönüllü olmak, yaratıcı sanatlarla ilgilenmek veya doğayı onarmak gibi insanların zamanlarını maddi karşılığı daha zor ölçülen faaliyetlere ayırmalarına imkan tanır.
Eleştirmenler ise böyle bir sistemin ekonomik açıdan sürdürülebilir olmayacağından ve daha az kişinin çalışmayı tercih etmesine yol açacağından endişe ediyor. Bununla birlikte yapay zekanın beş yıl içinde insanların halihazırda yürüttüğü görevlerin %59’unda ustalaşacağı öngörülürken tam kapsamlı bir UBI sistemi, neyi “değerli bir zaman yatırımı” olarak gördüğümüzü yeniden tanımlamak için ihtiyaç duyduğumuz o itici güç olabilir.
Meksika, İran, Kenya ve İtalya’nın da aralarında bulunduğu yüzden fazla ülke, UBI’nin çeşitli biçimlerini denemiş olsa da bu denemeler her zaman yüzlerce veya binlerce kişiyle sınırlı gruplar içinde kalmıştır. Araştırmalar, bu tür sistemlerin mutluluğu artırdığını, suç oranlarını düşürdüğünü, sağlığı iyileştirdiğini, işe devamlılığı desteklediğini ve kamu kurumlarına duyulan güveni tazelediğini gösterse de henüz yaygın bir kabul görmüş değil.[16]
İş dünyasının geleceği nasıl şekillenirse şekillensin kimsenin geride bırakılmadığından emin olmak en temel ilkemiz olmalıdır.
Ekonomik sistemler neden herkesin yararına işlemeli?
Geleceğin iş piyasasını planlarken kaybedecek vaktimiz yok. Ufukta görünen teknolojik ve toplumsal değişimler göz önüne alındığında, çalışanların yaklaşık %60’ının mesleki yeterliliklerini koruyabilmek için 2030 yılına kadar yeni beceriler edinmesi veya mevcut becerilerini güncellemesi gerekecek.[17] Küresel nüfusun yaşlandığı bir dünyada, topluma artık finansal katkı sunamayan kitleleri destekleyebilmek adına güçlü GSYİH seviyelerine acilen ihtiyaç var.
En önemlisi de iş dünyasındaki bu dönüşüm sürecinin herkesin yararına işlediğinden emin olmalıyız. Küresel istihdam piyasasında halihazırda var olan eşitsizliklerin kalıcı hale gelmesine göz yumulursa bu durum toplumsal bütünlüğü tehdit edebilir, eşitsizliği derinleştirebilir ve toplumsal sözleşmeyi zayıflatabilir.
Örneğin gençler, orantısız derecede yüksek bir işsizlik oranıyla karşı karşıya. Dünya genelinde genç erkeklerin %12,4’ü ve genç kadınların %12,3’ü kendi istekleri dışında işsiz durumda. Bu oranlar %5’lik genel ortalamanın çok üzerinde.[18]
Geleceğin istihdam trendlerine yönelik stratejiler geliştirirken kadınlar için olumlu seçeneklerin hayata geçirilmesini de sağlamak zorundayız. Küresel istihdam açığı 2000 yılından bu yana daralmış olsa da kadınlar ve erkekler arasında hâlâ derin bir uçurum var. 2024 verilerine göre, erkeklerin sadece %8,3’ü istemsiz işsizlik yaşarken bu oran kadınlarda %12,8 seviyesinde.

Yeni teknolojilerin ortaya çıkışı ve yapay zeka çağının başlaması, “çalışma” kavramını yeniden ele almamız ve önceliklerimizi yeniden düzenlememiz için bize eşsiz bir fırsat sunuyor. Geleceğe baktığımızda, acaba daha fazlamız çalışmak için yaşamak yerine yaşamak için mi çalışacak? Bugün yönetim kurullarında ve meclis salonlarında alınan kararlar, önümüzdeki onlarca yılın refah seviyesini doğrudan etkileyecek.
Nasıl ki 1975’teki pek çok meslek günümüz insanına tuhaf geliyorsa elli yıl sonra da iş gücü piyasası dev bir sıçrama yaşayarak yine tanınmaz hale gelebilir. Bu değişimlerin toplumun genel yararına olacak şekilde gerçekleşmesini sağlamak için ne yapılmalı? Bunun için bilgelik, iş birliği ve elbette emek gerekecek.
Pratik bilgiler: İş dünyasının geleceği nedir?
S: Pandemiden bu yana uzaktan çalışma ne kadar yaygınlaştı?
C: Uzaktan çalışma oranları inanılmaz bir artış gösterdi. 2020 öncesinde evden çalışanların oranı sadece %5 civarındayken, bugün küresel iş gücünün yaklaşık %28’i zamanının bir kısmında veya çoğunda uzaktan çalışıyor.
S: 2025 yılında kaç yeni iş imkanı oluşacak?
C: Teknolojik dönüşüm pek çok geleneksel mesleği ortadan kaldırsa da Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sadece 2025 yılında yaklaşık 53 milyon yeni iş imkanının doğacağını öngörüyor.
S: 2030 yılına kadar en yüksek büyümenin hangi iş kollarında gerçekleşmesi bekleniyor?
C: En hızlı büyüyen meslek grupları arasında rüzgar türbini teknisyenleri (%44 artış), hemşireler (%40 artış), bilgi güvenliği uzmanları (%35 artış) ve veri bilimcileri (%36 artış) yer alıyor.
S: 2030 yılına kadar çalışanların yüzde kaçının yeni yetkinlikler kazanması gerekecek?
C: Teknolojik ve toplumsal değişimler nedeniyle çalışanların yaklaşık %60’ının mesleki yeterliliklerini koruyabilmek adına 2030 yılına kadar mevcut becerilerini geliştirmesi veya yeni yetkinlikler kazanması gerekecek.
S: 2030 yılına gelindiğinde yapay zekanın piyasa değeri ne kadar olabilir?
C: Kurumsal liderlerin %86’sı yapay zekayı iş dünyasını en çok dönüştüren trend olarak tanımlarken sektörün bugün 244 milyar ABD doları olan hacminin 2030 yılına kadar 800 milyar doların üzerine çıkması bekleniyor.
[1] https://www.statista.com/topics/6565/work-from-home-and-remote-work/#topicOverview
[2] https://www.forbes.com/sites/gadlevanon/2020/11/23/remote-work-the-biggest-legacy-of-covid-19/
[3] https://www.strongdm.com/blog/remote-work-statistics
[4] https://neat.no/resources/top-remote-work-statistics/
[5] https://www.ilo.org/resource/other/world-employment-and-social-outlook-trends-2025-figures
[6] https://www.ilo.org/resource/news/global-employment-forecast-downgraded-7-million-jobs-2025-amid-rising
[7] https://finance.yahoo.com/news/20-most-demand-jobs-future-073358127.html
[8] https://www.statista.com/topics/3104/artificial-intelligence-ai-worldwide/#topicOverview
[9] https://reports.weforum.org/docs/WEF_Future_of_Jobs_Report_2025.pdf
[10] https://www.mckinsey.com/capabilities/mckinsey-digital/our-insights/superagency-in-the-workplace-empowering-people-to-unlock-ais-full-potential-at-work
[11] https://www.nexford.edu/insights/how-will-ai-affect-jobs
[12] https://www.mckinsey.com/capabilities/mckinsey-digital/our-insights/superagency-in-the-workplace-empowering-people-to-unlock-ais-full-potential-at-work
[13] https://www.weforum.org/stories/2024/11/what-gig-economy-workers
[14] https://www.weforum.org/stories/2024/11/what-gig-economy-workers
[15] https://velocityglobal.com/resources/blog/gig-economy-statistics/
[16] https://www.vox.com/future-perfect/2020/2/19/21112570/universal-basic-income-ubi-map
[17] https://www.weforum.org/publications/the-future-of-jobs-report-2025/digest/
[18] https://www.ilo.org/resource/other/world-employment-and-social-outlook-trends-2025-figures
Basın Kitine Eklendi