İklim ve nüfus baskıları arttıkça yeni teknolojiler hem gıda üretimini hem de su yönetimini baştan tasarlıyor ve yenilikçilikle sürdürülebilirliği gezegenimizin geleceği için ortak bir amaçta buluşturuyor.

Su ve gıda yaşamın temel kaynaklarıdır ancak günümüzde her ikisi de giderek artan bir baskı altında. Dünya genelinde değişen iklim koşulları, nüfus baskısı ve kırılgan tedarik zincirleri, yaşamımızı sürdüren sistemleri zorlu bir sınavdan geçiriyor. Bunlar yalnızca teorik kaygılar değil; şu an etrafımızda fiilen yaşanan, her toplumun ve her ekonominin geleceğini şekillendiren somut gelişmeler.

Elbette zorluklar, çoğu zaman inovasyonun ilham kaynağıdır. Bugün, dünyanın en hayati kaynaklarına dair düşünce yapımızda ve bu kaynakları yönetme biçimimizde bir devrime tanıklık ediyoruz. Kuraklığı henüz gerçekleşmeden öngörebilen tahmine dayalı analizlerden, ekinleri eskiden gereken suyun çok küçük bir kısmıyla besleyen hassas tarıma kadar teknoloji, doğaya karşı değil de onunla uyum içinde çalışmamıza yardımcı oluyor.

En önemlisi de ilerleme, gıda ve suyu birbirinden ayrı meseleler olarak değil; birbirine bağlı tek bir sistem olarak görmemize bağlıdır. Bu, akılcı tasarımlar sayesinde çok daha dayanıklı, verimli ve adil hale getirilebilecek bir sistemdir. Teknoloji bu noktada hayati bir önem taşıyor ancak mesele sadece teknolojiden ibaret değil. İnovasyonun sadece verimliliğe değil, insanlığa da hizmet etmesini sağlamak için aynı zamanda öngörü, iş birliği ve sorumluluk gerekiyor. Bilimi, politikayı ve amacı bütünleştirerek dünyanın beslenme ve kendini idame ettirme şeklini dönüştürebilir, gelecek nesiller için daha sağlıklı bir gezegeni güvence altına alabiliriz.

Gıda ve su neden birbiriyle bağlantılı tek bir sistem olarak ele alınmalı?

Dünya nüfusu 2050 yılına kadar yaygın olarak öngörülen 10 milyar seviyesine doğru ilerlerken gıda talebinin yaklaşık %60[1] oranında artması bekleniyor. Bu ihtiyacı bugünün yöntemleriyle karşılamaya çalışmak, halihazırda az olan su kaynakları üzerinde sürdürülemez bir baskı yaratacaktır. Tarım sektörü tek başına küresel tatlı su kullanımının yaklaşık %70’ini oluşturuyor hatta birçok bölgede, özellikle Afrika’da, bu oran daha da yüksek[2].

İklim değişikliği, bu zorluğu daha da derinleştiriyor. Gıda üretimi, sera gazı emisyonlarının[3] yaklaşık üçte birinden sorumlu. Öte yandan artan küresel sıcaklıklar, su kaynaklarının hem miktarını hem de öngörülebilirliğini azaltıyor. Aynı zamanda aşırı hava olayları bugün dünya genelinde ürün kayıplarının başlıca nedenlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu hem ekosistemleri hem de ekonomileri istikrarsızlaştırma riski taşıyan bir kısır döngü yaratıyor.

Gıda ve suya bütüncül yaklaşım, bu karşılıklı bağımlılıkların farkında olmayı gerektirir. Böylece olası sonuçları önceden görebilir, farklı talepler arasında denge kurabilir ve daha dayanıklı sistemler tasarlayabiliriz. Gıda sistemleri, dünya genelindeki tatlı su kullanımının neredeyse dörtte üçünü oluşturuyor. Buna ek olarak küresel gıda üretiminin 2050’ye kadar %70 oranında artması bekleniyor[4]. Daha akıllı bir yönetim olmadan bu gidişat sürdürülebilir olamaz.

Entegrasyon, yalnızca teknik bir kavramdan ibaret değildir. Aynı zamanda etik bir meseledir. Küresel tablo tam bir tezat ve eşitsizlik manzarası sunuyor. Bazı bölgelerde gıda fazlası ve dağ gibi büyüyen gıda israfı görülürken diğerlerinde gıda kıtlığı yaşanıyor. Kimi ülkeler obezite sorunuyla yüzleşirken kimileri de kronik yetersiz beslenmeyle mücadele ediyor. Akıllı sistemler, yerel gerçekleri küresel içgörülerle harmanlayarak kaynakları ihtiyaçlarla daha iyi eşleştirmemizi sağlayacak araçlar sunuyor.

Gıda ve su sistemlerimizi teknoloji gerçekten daha akıllı hale getirebilir mi?

Teknoloji, doğal kaynakları anlama ve yönetme biçimimizi hızla dönüştürüyor. Yapay zeka (AI), veri analitiği ve dijital sensörler; bilgi toplama ve yorumlama konusunda benzersiz bir kapasite yaratarak gizli kalmış örüntüleri açığa çıkarıyor, çok daha hızlı ve bilinçli kararlar almamızı sağlıyor.

Örneğin yapay zeka destekli modeller şimdiden çiftçilerin yağış tahminleri yapmasına, sulama süreçlerini optimize etmesine ve ürün verimliliğini artırmasına yardımcı oluyor. Drone’lar ve uydu görüntüleri, toprak sağlığı ve ekinlerin durumu hakkında gerçek zamanlı ve detaylı analizler sunuyor. Su yönetiminde ise yapay zeka tüketimi takip edebiliyor, sızıntıları tespit edebiliyor ve kirlilik risklerini modelleyerek her bir damlanın akılcı bir şekilde kullanılmasını sağlıyor[5].

Temel prensip oldukça basit; sistemler algılayıp, öğrenip, yanıt verebildiklerinde uyum sağlayan yapılara dönüşürler. Bu akıllı sistemler israfı önlemeye, enerji tasarrufu sağlamaya ve dayanıklılığı artırmaya yardımcı olur. Bunlar gezegenimizin geleceğinin tam olarak ihtiyaç duyduğu şeylerdir. Bununla birlikte en az bunun kadar önemli olan bir diğer nokta ise bu teknolojilerin iş birliğini nasıl mümkün kıldığıdır. Sensörleri, veri tabanlarını ve modelleri ülke sınırlarını aşacak şekilde birbirine bağlayan bu zeka, sürdürülebilirlik adına ortak bir küresel dile dönüşüyor.

Örneğin Hindistan’da, yapay zeka destekli “tarımsal hava durumu istasyonlarından” oluşan bir ağ, küçük ölçekli çiftçilere konuma özel tahminler sunuyor. Bu sayede çiftçiler ekim ve hasat zamanlamalarını daha etkili planlayabiliyor ve ürün verimliliğini %30’a varan oranlarda artırabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise veriye dayalı analizler, altyapı sağlayıcılarının şebeke genelindeki su kayıplarını ve enerji tüketimini azaltmalarına yardımcı oluyor.

Dünya genelinde hayata geçirilen öncü projeler, nelerin mümkün olduğunu gözler önüne seriyor. Nehir yatağının yılın %70’ine varan sürelerde kuruduğu Güney Afrika’daki Limpopo Nehri Havzası’nda yürütülen ortak bir proje; su akışını izlemek ve su mevcudiyetini tahmin etmek amacıyla 3D modelleme, Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörleri ve yapay zeka tabanlı sanal asistanları bir araya getiriyor. Veri odaklı bu yaklaşım, havzayı paylaşan ülkeler arasındaki dayanışmayı artırarak rekabeti iş birliğine dönüştürüyor[6].

Arjantin’de, yaklaşık 200 kuruluşun oluşturduğu küresel bir ittifak olan Sürdürülebilir Tarım Girişimi (SAI) Platformu, onarıcı tarım uygulamaları aracılığıyla yer fıstığı üreticilerinin kuraklığa uyum sağlamasına yardımcı oluyor[7]. Çin’de ise aynı ağ, sürdürülebilir tarım programları vasıtasıyla hükümetin 2030 yılına kadar karbon emisyonlarında zirveye ulaşma ve 2060 yılına kadar karbon nötr olma hedeflerini destekliyor[8].

Dünyanın önde gelen muz ihracatçılarından Kosta Rika’da iklim, toprak ve zararlı haşere verilerini pazar ve finans içgörüleriyle entegre etmek için veri yığınlarından faydalanılıyor. Bu sayede sektörün iklim şoklarına karşı dayanıklılığı artırılıyor[9].

Her örnek birbirinden farklı olsa da ortaya çıkan tablo net; bilgi paylaşıldıkça sistemler daha sürdürülebilir hale geliyor. Akıllı sistemler yalnızca teknolojinin uygulanmasından ibaret değildir. Asıl mesele insanları desteklemek, yerel toplulukların ve politika yapıcıların güvenilir ve gerçek zamanlı verilere dayanarak kararlı adımlar atabilmesini sağlamaktır.

İnovasyonun hem kapsayıcı hem de adil olmasını nasıl sağlayabiliriz?

Akıllı sistemlerin sunduğu faydalar, yalnızca bu sistemleri hayata geçirecek kaynağa sahip olanlarla sınırlı kalmamalı. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), gelişmekte olan ülkelerdeki çiftçilerin de büyük tarım işletmeleriyle aynı faydalardan yararlanabilmesi için tarımsal verilerin açık ve erişilebilir hale getirilmesinin önemini vurguluyor[10].

Bu doğrultuda, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) bir “veri yığını çerçevesi” önerisinde bulundu. Başka bir deyişle bu, çeşitli teknolojileri ve paydaşları birbiriyle uyumlu çalışan tek bir sistemde buluşturan bir modeldir[11]. Yerel verileri küresel analizlerle harmanlayan bir veri yığını çerçevesi; devletlerin, araştırmacıların ve üreticilerin gıda ve su yönetimi konusunda koordineli kararlar almasına olanak tanıyacaktır. Hedef, şeffaflığın ve erişilebilirliğin kolektif ilerlemeye güç verdiği ortak bir dijital ekosistem yaratmak ve böylece “gelecek nesiller için daha iyi karar alma süreçlerine, dayanıklılığa ve sürdürülebilirliğe giden net bir yol” açmaktır.

WEF bunu hayata geçirmek adına dört temel öncelik belirliyor:

  1. açık ve yerel veri altyapılarının oluşturulması
  2. yenilikçi finansman modellerinden ve doğa tabanlı piyasalarından yararlanılması
  3. çok paydaşlı ortaklıkların bir araya getirilmesi
  4. uyarlanabilir düzenlemeler aracılığıyla inovasyonun geleceğe hazır hale getirilmesi

Bu adımlar, akıllı sistemlerin eşitsizliği derinleştirmek yerine dayanıklılığı artırmasını garanti altına alıyor.

Yasal düzenlemeler ve sorumluluk bilinci, inovasyonun hızına ayak uydurabilir mi?

Teknoloji olağanüstü fırsatlar sunsa da beraberinde yeni riskler de getiriyor. BM Dünya Gıda Güvenliği Komitesi, dijital araçlara erişimin eşitsiz kalması durumunda, hızlı bir “veri devrimi” ile küresel uçurumların daha da derinleşebileceği konusunda uyarıyor. Bu risklerin yönetilmesi için proaktif düzenlemeler, etik standartlar ve güçlü bir uluslararası iş birliği gerekiyor[12].

Her yıl yaklaşık 8.000 yeni kaydın eklendiği FAO’nun FAOLEX mevzuat veri tabanı, yönetişim ortamının ne kadar büyük bir hızla değiştiğini gözler önüne seriyor. Devletler, inovasyonun insan haklarını ve ekolojik dengeyi desteklemesini sağlarken aynı zamanda su kullanımı, gıda güvenliği, çevresel etkiler ve dijital uyumluluk konularını da giderek artan bir yoğunlukla denetlemek durumunda kalıyor.

Ancak düzenlemelerin gerçekten etkili olabilmesi için sadece değişime tepki vermekle yetinmeyip değişimi önceden öngörebilmesi gerekir. Yapay zeka modelleri gelişip karar alma süreçleri daha da otomatikleştikçe ülkeler “hesap verebilirlik” kavramını tanımlama zorluğuyla karşı karşıya kalıyor. Milyonlarca insanı etkileyen sonuçlara bir algoritma yön verdiğinde, bunun sorumlusu kim olacak? Verilerin toplanma, analiz edilme ve kullanıma sunulma süreçlerinde şeffaflığın sağlanması, kamu güveninin korunmasında kilit bir rol oynayacak.

Teknoloji tam da bu karmaşıklığın yönetilmesi konusunda devreye girerek bir çözüm sunabilir. SGS Digicomply gibi yazılımlar, gelişmiş yapay zeka teknolojisinden faydalanarak küresel mevzuat veri tabanlarını tarıyor; farklı yargı bölgelerindeki kural değişikliklerini takip edip kuruluşları olası uyumluluk sorunlarına karşı uyarıyor. Benzer şekilde blokzincir teknolojisi de gıda izlenebilirliği alanında önemli bir araç olarak öne çıkıyor; tüketicilere ve denetleyici kurumlara, ürünlerin menşeini ve güvenliğini anında doğrulama imkanı tanıyor. Bu süreçte özel sektöre de önemli görevler düşüyor. Gıda üreticileri ve tarım teknolojisi şirketleri hem yatırımcılardan hem de tüketicilerden gelen artan hesap verebilirlik talebini yansıtacak şekilde, asgari yasal standartların ötesine geçen gönüllü sürdürülebilirlik çerçevelerini giderek daha fazla benimsiyor.

Yatırımcılar açısından bakıldığında, uzun vadeli gelişmeleri finanse etmek için ihtiyaç duyulan güven ortamını ancak net yasal düzenlemeler sağlayabilir. Yatırım şirketi Schroders’in Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Yatırım Görünümü raporunda belirttiği üzere[13] “Belirsiz yasal düzenlemelerin şirket kazançlarını artıracağı yönündeki umutlara dayanarak yatırım yapmıyoruz.” Nitekim şirket, artan düzenlemelerin memnuniyetle karşılanması gerektiğini savunuyor. Zira mevcut trendler devam ederse küresel gıda sistemi tek başına dünyanın 1,5 ila 2 °C’lik karbon bütçesinin tamamını tüketebilir. Bu durum, reformu hem kaçınılmaz hem de hayati kılıyor.

Nihayetinde etkili bir yasal düzenleme, ilerlemenin önünde bir engel değil; tam tersine inovasyonun sorumlu bir şekilde gelişmesine olanak tanıyan bir temeldir. Politika yapıcılar şeffaf ve öngörülebilir çerçeveler oluşturarak yalnızca verimlilik değil, sürdürülebilirlik ve sosyal eşitlik alanlarında da ölçülebilir faydalar sunan teknolojilere yönelik yatırımları teşvik edebilirler.

Yatırımlar daha akıllı sistemlere geçiş sürecini nasıl hızlandırabilir?

İnovasyon yatırıma ihtiyaç duyar. Neyse ki bu konudaki göstergeler oldukça umut verici. Küresel gıda teknolojileri alanındaki yapay zeka pazarının, yıllık %34’ün üzerinde bir büyüme oranıyla 2029 yılına kadar 27,7 milyar ABD dolarına ulaşması öngörülüyor[14]. Özel sermaye, tarımı daha verimli, şeffaf ve iklime karşı dirençli kılan çözümlerdeki fırsatları görerek sürdürülebilirlik ile teknolojiyi harmanlayan şirketlere giderek daha fazla yöneliyor.

Kamu kuruluşları da benzer bir yol izliyor. Dünya Bankası artık gıda, su ve arazi yönetimini, iklim geçiş stratejisinin merkezinde konumlandırıyor. 2015 Paris Anlaşması’ndan bu yana, iklim dostu tarıma ayırdığı fonu sekiz kat artırarak yıllık yaklaşık 3 milyar ABD dolarına ulaştırdı[15].

Kamu ve özel sektör arasındaki iş birliği hayati önem taşıyacak. ICL Group’un da dikkat çektiği üzere, “Gıda teknolojileri inovasyon ile sürdürülebilirliği harmanlayarak dayanıklı gıda sistemleri oluşturma yolunda mevcut zorlukların çözüm anahtarı olarak öne çıkıyor.”[16] Önümüzdeki on yıl, yaşamımızı borçlu olduğumuz çevreye daha fazla zarar vermeden küresel talebi karşılayabilmek adına, bu çözümleri gereken hızda ölçeklendirip ölçeklendiremeyeceğimiz konusunda belirleyici olacak.

Jameel Ailesi akıllı bir geleceğin inşasına nasıl katkıda bulunuyor?

Jameel Ailesi, dünya genelinde daha akıllı gıda ve sistemler geliştirmeyi hedefleyen çok çeşitli girişimlere yatırım yapıyor ve bu girişimleri destekliyor.

2025’te 10. yıl dönümünü kutlamaya hazırlanan Community Jameel ve MIT kurucu ortaklığında hayata geçirilen Jameel Water and Food Systems Lab (J-WAFS), bilim ve empatinin el ele vererek insanlığın en zorlu sınavlarını geçebileceği inancını temsil ediyor. Kurulduğu günden bu yana gıda ve su sistemlerinin güvenliğini, sürdürülebilirliğini ve dayanıklılığını artırmayı hedefleyen 100’den fazla araştırma projesine destek veren J-WAFS, bu sayede milyonlarca dolarlık fon kaynağı yaratmış ve dünya genelinde politikaların şekillenmesinde rol oynamıştır.

Kuraklığa dayanıklı mahsuller, düşük enerjili su arıtma teknolojileri ve tedarik zincirini iyileştiren yapay zeka uygulamaları gibi pek çok farklı alanda inovasyona imza atılıyor. En vizyoner girişimlerinden biri ise atmosferik su hasadı yapan bir cihaz; bu cihaz, dışarıdan herhangi bir enerjiye ihtiyaç duymadan, kurak bölgelerde bile doğrudan havadan temiz su elde edebiliyor. California’daki Death Valley’de test edilen bu sistem, benzer pasif veya elektrikle çalışan cihazlara kıyasla daha fazla su elde etmeyi başardı[17].

Bir diğer projede ise Hindistan’daki 125 milyon küçük ölçekli çiftçiye ait arazilerin 10 metre çözünürlüklü mahsul haritalarını oluşturmak için uydu verileri, sokak görünümü görüntüleri ve derin öğrenme teknolojisinden yararlanıldı. Yüksek doğruluk oranına sahip mahsul haritaları; politika yapıcıların, ziraat mühendislerinin ve yerel birimlerin hangi ürünün nerede ve ne zaman yetiştirildiğini takip etmesine yardımcı oluyor. Bu sayede ekim nöbetleri, çiftçilerin ekim kararlarındaki değişiklikler ve genel tarımsal trendler hakkında daha zamanında içgörüler elde edilebiliyor. Bu durum, kaynakların çiftçilere çok daha isabetli bir şekilde yönlendirilmesini sağlıyor; böylece verim, gelir istikrarı ve dayanıklılık artırılıyor[18].

MIT aynı zamanda kanıta dayalı politikalar aracılığıyla yoksulluğu azaltmayı hedefleyen küresel araştırma merkezi Jameel Poverty Action Lab (J-PAL) bünyesinde Community Jameel’in çözüm ortağıdır. Bünyesindeki birçok programın yanı sıra J-PAL’a bağlı Air and Water Labs Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) ile Afrika ve Güney Asya’daki en acil hava ve su sorunlarına yönelik kanıta dayalı çözümleri ortaklaşa geliştirmek adına devlet ortaklarıyla yakın bir iş birliği yürütüyor. Jameel C40 Urban Planning Climate Labs benzer bir yaklaşımla Hindistan’daki Chennai ve Ürdün’deki Amman gibi hızla büyüyen şehirlere, iklim eylemlerini şehir planlamasıyla bütünleştirmeleri konusunda destek veriyor. Bu laboratuvarlar, şehir planlarını iklim hedefleriyle uyumlu hale getirecek şekilde iyileştirmeyi ve örnek teşkil edecek sürdürülebilir, düşük karbonlu kentsel alanlar geliştirmeyi hedefliyor.

Community Jameel’in bir diğer girişimi de Jameel Observatory’dir. Bu küresel platform, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelere odaklanarak iklim, doğal afetler, tarım ve gıda sistemleri ile sağlık konularının kesişim noktasında faaliyet gösteriyor. Veri ve kanıtlardan güç alan platform, toplumların ve devletlerin hem çevresel şoklara hem de iklim değişikliğinin geçim kaynakları ve refah üzerindeki etkilerine karşı hazırlıklı olmalarına ve gerekli adımları atmalarına yardımcı oluyor. Girişimin mevcut portföyünde, Edinburgh Üniversitesi liderliğindeki Jameel Observatory for Food Security Early Action ve MIT liderliğindeki Jameel Observatory Climate Resilience Early Warning System Network (Jameel Observatory-CREWSNet) yer alıyor.

Bu programlar, araştırma mükemmeliyeti ile amaca yönelik hayırseverliğin bir araya geldiğinde ilerlemeyi herkes için nasıl hızlandırabileceğini gözler önüne seriyor. Bu tür girişimlere yatırım yapmak, sadece teknolojiye odaklanmak anlamına gelmiyor; aynı zamanda gelecek nesillerin başarıyla gelişmesini ve toplumların kalkınmasını sağlayacak gücü onlara vermek demektir.

Gezegenimizi tüketmeden zeka üretmek mümkün mü?

Yapay zekayı ve veri odaklı sistemleri benimserken bu teknolojilerin beraberinde getirdiği gizli bedellerle de yüzleşmek zorundayız. Dijital inovasyona güç veren altyapı; yani o devasa veri merkezleri, yüksek enerji tüketen sunucular ve nadir toprak elementlerine dayalı karmaşık tedarik zincirleri, beraberinde kendine has bir çevresel ayak izi getiriyor. WEF, gelecekteki yapay zeka çözümlerinin sürdürülebilirlik temelinde tasarlanması, enerji tüketiminin asgariye indirilmesi ve döngüselliğin teşvik edilmesi gerektiği konusunda uyarıyor[19]. Bu nedenle inovasyon ile sorumluluk arasında doğru bir denge kurmak hayati önem taşıyor. Akıllı sistemler yalnızca daha verimli üretim yapmamızı sağlamakla kalmamalı; aynı zamanda daha bilinçli tüketmemize, döngüleri tamamlamamıza, atıkları azaltmamıza ve yaşamın bağlı olduğu kaynakları yenilememize de yardımcı olmalıdır.

BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, bu çabalar için net bir çerçeve sunuyor. SKA 2 açlığa son verilmesi ve sürdürülebilir tarımın teşvik edilmesi çağrısında bulunurken; SKA 6 temiz su ve sanitasyona evrensel erişimi hedefler, SKA 13 iklim değişikliği ile mücadeleye odaklanır ve SKA 3 sağlık ve refahı iyileştirmeyi amaçlar. Temiz enerji, eğitim ve yetkinlikler ve sorumlu büyüme gibi diğer SKA’ların birçoğu da gıda ve su sistemlerimizin yönetiminde karşılaştığımız zorluklardan dolaylı olarak etkileniyor. Bu hedeflere ulaşmak için iş birliği ve ortaklık, teknolojik yaratıcılık ve ahlaki bir vizyon gerekiyor.

Geleceğimiz yalnızca ne inşa ettiğimize değil, nasıl inşa ettiğimize de bağlı. Önümüzdeki asıl sınav, zekanın her türlüsünün, insanlığın en yüce amacına, yani yaşamı onu mümkün kılan gezegenle uyum içinde sürdürme gayesine hizmet etmesini sağlamaktır. Bu zekayı empati ve dürüstlükle harmanlayabilirsek hem beslenebilen hem de sürdürülebilir bir dünya vaadi sadece bir hayal olarak kalmak zorunda değil. Bu, hepimizin ortak gerçeği olabilir.

Akıllı gıda ve su sistemleri: beş pratik bilgi

S: 2050 yılına kadar küresel gıda talebinin ne kadar artması bekleniyor?

C: Dünya nüfusu 10 milyara yaklaşırken yaklaşık %60 oranında artması bekleniyor. Bu durum, halihazırda kısıtlı olan su kaynakları üzerinde sürdürülemez bir baskı yaratıyor.

S: Tarım, küresel tatlı su kullanımının yüzde kaçını oluşturuyor?

C: Yaklaşık %70’ini, ancak Afrika’nın birçok bölgesinde bu oran çok daha yüksek.

S: Dünyadaki sera gazı emisyonlarının ne kadarı gıda üretiminden kaynaklanıyor?

C: Küresel sera gazı emisyonlarının kabaca üçte biri gıda üretiminden kaynaklanmaktadır.

S: Gıda teknolojileri alanındaki küresel yapay zeka pazarının ne hızla büyümesi bekleniyor?

C: Pazarın yıllık %34’ün üzerinde bir büyüme kaydederek 2029 yılına kadar 27,7 milyar ABD dolarına ulaşması öngörülüyor.

S: J-WAFS ilk on yılında kaç araştırma projesine destek verdi?

C: Dünya genelindeki gıda ve su sistemlerinin güvenliğini, sürdürülebilirliğini ve dayanıklılığını iyileştirmeyi amaçlayan 100’den fazla projeye destek vermiştir.

 

[1] https://www.weforum.org/stories/2024/06/renovation-reinvention-food/

[2] https://www.fao.org/aquastat/en/overview/methodology/water-use

[3] https://www.nature.com/articles/s43016-021-00225-9

[4] https://reports.weforum.org/docs/WEF_Food_and_Water_Systems_in_the_Intelligent_Age_2024.pdf

[5] https://acuvate.com/blog/data-driven-approaches-for-sustainable-water-management/

[6] https://reports.weforum.org/docs/WEF_Food_and_Water_Systems_in_the_Intelligent_Age_2024.pdf

[7] https://saiplatform.org/our-work/news/building-resilience-in-the-argentinian-peanut-sector/

[8] https://saiplatform.org/wp-content/uploads/2025/05/sai-platform_annualreport-2024_in-brief.pdf

[9] https://reports.weforum.org/docs/WEF_Food_and_Water_Systems_in_the_Intelligent_Age_2024.pdf

[10] https://www.weforum.org/stories/2025/01/food-water-security-intelligent-age/

[11] https://reports.weforum.org/docs/WEF_Food_and_Water_Systems_in_the_Intelligent_Age_2024.pdf

[12] https://openknowledge.fao.org/server/api/core/bitstreams/c3163e00-9655-43d1-991a-acc82717cbdf/content

[13] https://www.schroders.com/en-bm/bm/professional/insights/how-the-food-water-system-is-moving-into-the-policy-spotlight/

[14] https://www.thebusinessresearchcompany.com/report/artificial-intelligence-ai-in-foodtech-global-market-report

[15] https://www.worldbank.org/en/topic/climate-smart-agriculture

[16] https://www.icl-group.com/blog/hadar-sutovskys-vision-for-the-future-of-food-tech/

[17] https://jwafs.mit.edu/projects/2024/high-efficiency-atmospheric-water-harvesting-enabled-vibrational-actuation

[18] https://jwafs.mit.edu/projects/2024/national-crop-type-maps-india-using-deep-learning-and-street-view-imagery

[19] https://www.weforum.org/stories/2025/01/food-water-security-intelligent-age/