The heat is on: are we doing enough to prepare for climate change?
Aşırı hava olayları tüm dünyada tarifsiz zararlara neden oluyor. Büyük ihtimalle hepimiz iklim değişikliğinin etkilerini öyle ya da böyle hissediyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres şu ifadelerle durumun aciliyeti konusunda uyarıyor: “Tam gaz iklim cehennemine giden bir otoyoldayız.”
Guterres 2022 yılında COP27 iklim değişikliği konferansında bu çarpıcı açıklamayı yaptığından beri, iklim değişikliği tartışması sürüyor: İklimimiz gerçekten değişiyor mu? Ne kadar hızlı değişiyor? Ve belki de en önemlisi, bu duruma karşı ne yapabiliriz? Bu esnada, durumu düzeltecek adımlar atmak için zaman aleyhimize işliyor.
İster çevre aktivisti ister sadece oturduğu yerden konuşan biri olun, iklim değişikliğinin etkisinin kanıtı her yerde. Potansiyel olarak yaşamı tehdit eden iklimle ilgili olaylar arasında yükselen deniz seviyeleri, eriyen buzullar, sıcak hava dalgaları, kuraklıklar, aşırı soğuk, şiddetli sel ve ısınan okyanuslar yer alıyor.
İnsanlığı ve doğal dünyayı korumak için iklim değişikliğine yalnızca kısa vadede değil, aynı zamanda iklimle ilgili uzun vadeli sorunlarla başa çıkmaya yönelik çözümler bularak da hazırlanmamız gerekiyor. Ölçeği konusunda fikir birliği olmasa da bu durumla mücadele etmek için harekete geçildiğini görmek umut verici.
İklim değişikliği derken tam olarak neyi kastediyoruz?
“İklim değişikliği” kavramı toplumun her kesiminde yaygın olarak kullanılmasına rağmen tam olarak ne anlama geldiği nadiren tam olarak açıklanır. Daha önceki yazılarımda da ele aldığım gibi, genel anlamda iklim değişikliği hava durumu düzenleri ve sıcaklıktaki değişikliklerle ilgilidir. Bunlar doğal olarak ya da insan eliyle meydana gelebilir[1]. 1800’lerdeki Sanayi Devrimi’nden bu yana, insan faaliyeti iklim değişikliğinin ana itici gücü olarak kabul edilmektedir[2]; bunun başlıca nedeni de petrol, kömür ve gaz gibi fosil yakıtların yakılmasıdır. Ancak iklim değişikliği yalnızca sıcaklıkların artmasıyla ilgili değildir; gezegende birbirine bağlı sistemler vardır, bu nedenle bir alandaki değişiklikler diğer alanlardaki değişiklikleri etkileyebilir[3]. İklim değişikliğinin etkilediği unsurlar:
BM öncülüğündeki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, en çok nereleri etkilediğini özetliyor[4]:

Neyse ki son on yılda dünya genelindeki hükümetler, gezegenimizde yaşanan bu çarpıcı değişimlerin sonuçlarının nihayet farkına vardı.
İklim değişikliği nasıl bir yıkıma yol açıyor?
Resmi verilere göre dünya nüfusunun neredeyse yarısı iklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasız durumda[5]. BM, 2024’e kadar geçen son 10 yılın her birinin kayıtlardaki[6] en sıcak yıllar olduğunu ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından 2024’ün şimdiye kadarki en sıcak yıl olduğunun doğrulandığını bildirdi[7].
WMO, 2023 yılında tıpkı okyanus sıcaklıkları gibi sera gazlarının da rekor seviyelere ulaştığını belirtiyor. Ayrıca, deniz seviyesinin 2014’ten 2023’e kadar yükselme hızının, 1993 ile 2002 arasındaki yükselme hızının iki katından fazla olduğunu belirtti. Tüm bunlar yetmezmiş gibi WMO, 2023 yılında buzulların rekor miktarda su kaybettiğini bildirdi.

WMO, sıcaklıkların önümüzdeki beş yıl içinde rekor seviyelerde veya bu seviyelere yakın kalacağını öngörürken[8], World Weather Attribution kuruluşu, aşırı hava koşullarının “2024’te tehlikeli yeni zirvelere” ulaşacağını açıklıyor[9]. Raporda, 2024 yılında şiddetlenen aşırı hava olayları nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının on binleri, hatta yüz binleri bulduğuna dikkat çekiliyor.

İklim değişikliği farklı ülkeleri nasıl etkiliyor?
İklim değişikliğinin her ülkeyi bir şekilde etkileyeceği su götürmez bir gerçek. Buna hazırlıklı olmak ise bir ülkenin karşı karşıya olduğu potansiyel risklerin türüne ve boyutuna bağlı. Bu riskler, dünyanın kurak bölgelerinde aşırı sıcaklar, kıyı kesimlerinde ise sel felaketleri şeklinde karşımıza çıkabiliyor. BM Çevre Programı[10], ülkelerin hazırlıklı olmak adına atabileceği beş adımı şöyle detaylandırıyor:
- Erken uyarı sistemleri
- Ekosistem restorasyonu
- İklim dirençli altyapı
- Su kaynakları ve su güvenliği
- Uzun vadeli planlama
Tüm bu adımların bir araya gelerek, iklim değişikliğinin yol açtığı tahribatı hafifletmeye yardımcı olması umuluyor.
Uluslararası Kurtarma Komitesi’nin[11] de hatırlattığı üzere, sera gazı emisyonlarındaki payları yok denecek kadar az olsa da iklim değişikliği krizini en ön saflarda göğüsleyenler genellikle en savunmasız kesimler oluyor. Bu ülkeler ağırlıklı olarak Afrika, Asya ve Orta Doğu’da yer alıyor. Hal böyle olunca, diğer ülkelerin iklim değişikliğine hazırlanmasına destek olma konusunda gelişmiş ülkelere çok daha büyük bir sorumluluk düşüyor.
Ancak iklim değişikliğine karşı hazırlıklı olması gerekenler yalnızca gelişmekte olan ülkeler değil; gelişmiş ülkeler de bu krizin en yıkıcı etkilerinden bazılarıyla yüzleşmek zorunda kalabilir. İklim değişikliğinin yarattığı tehditler sınır tanımıyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın[12] verilerine göre Avrupa, dünyanın en hızlı ısınan kıtası konumunda.
BM’nin önerdiği iklim değişikliği eylemlerinin çoğu, şehirlerde ve topluluklar genelinde yerel seviyelerde hayata geçirilebilir. Şehirlerdeki ve topluluklardaki iklim değişikliği eylemleri şunları içerebilir:
- Şehirlerde sıcaklıkların düşürülmesine yardımcı olmak için daha fazla ağaç dikmek
- Binaları daha çevre dostu, özellikle de daha enerji verimli hale getirmek
- Örneğin kasırgalar ve depremlere karşı iklim değişikliğine daha dayanıklı binalar tasarlamak
- İsrafı azaltmak için daha iyi ve daha verimli su yönetimi sağlamak
- Sel ve taşkınlara karşı koruma sistemlerini güçlendirmek
- Daha fazla düşük emisyonlu ve elektrikli araçla daha çevreci ulaşım yöntemlerini kullanmak
- Daha fazla insanı toplu taşıma kullanmaya, bisiklete binmeye veya yürümeye teşvik etmek
Öne çıkan önerilerden biri de parklar ve su yolları gibi doğal çevrelerin selden korunma sistemlerinin bir parçası olarak kullanıldığı “sünger şehirler” [13] konseptini geliştirmektir. Yeni Zelanda’daki Auckland şehri, bu “süngerimsi” yapısıyla tanınıyor. Burada atılan olumlu adımlar arasında beton menfezlerin kaldırılarak yerlerine suyu emen sazlık ve eğrelti otu gibi bitkilerin ekilmesi yer alıyor. Ancak şehirlerdeki yeşil alanları artırma çabaları, daha fazla konut inşasına yönelik ekonomik taleplerin engeline takılabiliyor. Müteahhitlerin baskısı altındaki Auckland’ın nispeten düşük kentsel yoğunluğu, tam da bu duruma harika bir örnek[14].
Bazı ülkeler, kritik altyapılarını iklim değişikliğine karşı daha dayanıklı hale getirmek için bir “ödül ve ceza” yaklaşımını benimsiyor. Altyapı sağlayıcılarını teşvik etmek ya da gerektiğinde yaptırım uygulamak için ödül ve ceza[15] mekanizmaları birlikte kullanılıyor.
İşin ödül kısmı, altyapıyı iklim değişikliğine karşı daha dirençli hale getirmeleri için işletmelere sunulan teşvikler ve hibeler olarak karşımıza çıkıyor. Ceza kısmı ise düzenleyici kurumların standartları karşılamayan veya yönergelere uymayan müteahhitlerin cezalandırmasıyla devreye giriyor. Kurallara mı uyulmadı, projeler mi gecikti ya da ulaşım hizmetleri mi aksadı? Bu tür durumlarda cezai yaptırımlar ve para cezaları uygulanabiliyor.

Dünyanın dört bir yanında[16] iklim değişikliğine karşı hazırlık yapan şehirlere dair pek çok başarılı örnek bulunuyor. Üstelik bu örnekler en ufak değişikliklerin bile nasıl fark yaratabileceğini kanıtlıyor. Bu örnekler, inşaat süreçlerinin başında bunu temel bir husus haline getirerek dayanıklılık oluşturmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Ağaç dikmek de çok daha büyük bir etki yaratma potansiyeli taşıyan o küçük adımlardan sadece biri. Toronto her yıl 120.000 ağaç dikerek 2025 yılına kadar şehrin ağaç örtüsünü %40’a çıkarmayı hedefliyor[17]. Ağaçlar sadece heyelan ve ani sel risklerini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda kentsel alanları da serinletiyor. Şehir yetkilileri ayrıca ağaçların hava kirliliğini filtreleyerek halk sağlığını iyileştirdiğini ve emlak fiyatlarının artmasına katkı sağladığını da vurguluyor.
Bir başka küçük ama önemli fikir de şehirlerde yeşil alanlar olarak şehir bostanlarını teşvik etmektir. Şehir bostanları, bir yandan nüfusu beslerken diğer yandan da iklim değişikliğinin etkilerini azaltarak iki amaca hizmet etmektedir. Bostan fikirleriyle birbirini destekleyen farklı kıtalardaki iki şehir Dresden ve Brazzaville’dir. Kongo’nun başkenti Brazzaville’de bir proje, bostan ve gıda üretimini okullardaki eğitim girişimleriyle birleştiriyor. Almanya’nın Dresden şehrinde ise “gıda üreten şehir” olma hedefini gerçekleştirmek için geleneksel küçük hobi bahçelerinden yararlanıyor[18].
Nasıl daha fazla dayanıklılık oluşturabiliriz?
İklim değişikliğine karşı dayanıklılık kazanmanın pek çok farklı yolu var. İklim değişikliği girişimlerinin ivme kaybetmeden ilerlemesini sağlamak amacıyla 2018 yılında Küresel Uyum Komisyonu (GCA) kuruldu. Komisyonun tahminlerine göre, 2020 ile 2030 yılları arasında beş kritik alana yapılacak 1,8 trilyon ABD doları tutarındaki bir yatırım, 7,1 trilyon ABD doları net fayda sağlayabilir[19] (tabloyu inceleyin).

İklim değişikliğine dair bir şeyler yapmanın maliyeti, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, karşımıza bir engel olarak çıkabiliyor. Ancak sorunu görmezden gelmenin yol açacağı o yüksek bedel düşünüldüğünde, bu durum kulağa oldukça tuhaf geliyor. İklim değişikliğiyle ilgili eylem için finansmanın yetersiz olması kesinlikle karmaşık bir konudur. BM Çevre Programı’nın 2023 Adaptasyon Açığı Raporu’nun alt başlığı “Yetersiz finanse edilmiş. Yeterince hazırlanmamış”[20]. Raporda, ulusal harcamalar ile uluslararası ve özel sektör finansmanının bir araya getirilmesiyle finansmanı artırmanın yedi yolu ele alınıyor (grafiği inceleyin).

Ekosistemlerdeki tahribatı önleyerek, durdurarak ve tersine çevirerek “herkesin doğayı geri kazanmada bir rol oynayabileceğini”[21] vurgulayan BM 2021-2030 Ekosistem Restorasyonu On Yılı gibi girişimler kesinlikle takdiri hak ediyor. Bu girişim, hepimizin altına imza atabileceği bir “dünyayı onarma taahhüdü” de içeriyor.
BM Afet Riskini Azaltma Ofisi’nin (UNDRR) çabalarının odağında, “erken uyarı zincirindeki en zayıf halkaların güçlendirilmesi”[22] yer alıyor. Bu konudaki bir diğer önemli gözlem de “insanları hazırlıklı olmaya mantıkla ikna edemeyecek” olmanızdır. Çözüme ulaşmanın en olası yolu, iklim kaynaklı afetlere karşı en büyük risk altında olan insanlarla daha iyi bir iletişim ve etkileşim kurmaktan geçiyor. Nitekim, UNDRR’nin riskleri azaltmak amacıyla yakın zamanda hayata geçirdiği küresel platform, kurumun “kimseyi geride bırakmama” yaklaşımını benimsediğini açıkça gösteriyor. Öte yandan Dünya Bankası, daha yoksul ülkelerin kırılganlıklarını azaltmalarına yardımcı olan küresel bir fon yürütüyor[23]; üstelik sağlanan bu desteklere hibe finansmanı da dahil.
Sel felaketlerine karşı oldukça savunmasız olan Tanzanya, bu duruma verilebilecek en çarpıcı örneklerden biri. Ülkede ağaç örtüsünü artırma ve sellere karşı hazırlıklı olma çabaları, Dünya Bankası’ndan 1,7 milyar ABD doları tutarında bir “dayanıklılık yatırımı” desteği aldı[24]. Bu girişimler arasında, riskin en yüksek olduğu bölgeleri daha net anlayabilmek adına yerel halkı sele yatkın alanların haritasını çıkarmaya teşvik etmek de yer alıyor. Farklı bir coğrafyaya, Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’ya baktığımızda ise şehrin sel yönetimi stratejisi kapsamında tatlı su sulak alanlarının koruma altına alındığını görüyoruz[25].
“Kayıp ve hasar” fonu nedir?
İklim değişikliğinin yol açtığı tahribatın halihazırda yaşandığını ve ülkelerin kayıplar verdiğini biliyoruz. Asıl mesele; bu kayıpların nasıl tespit edileceği, nasıl ele alınacağı ve etkilerinin nasıl hafifletileceği. “Kayıp ve hasar” kavramı bu noktada devreye giriyor. Kayıp ve hasar, “insanların telafi edebileceklerinin ötesine geçen iklim değişikliği sonuçları”[26] anlamına geliyor. İklim değişikliği etkilerinden en ağır şekilde etkilenen, genellikle gelişmekte olan ülkelerin yaşadığı kayıpları telafi etmek üzere bir ihtiyaç duyulan “kayıp ve hasar fonu” oluşturulması 2022 yılında COP27’de resmen kabul edildi. Bunun ardından, iklim değişikliğinin yol açtığı tahribatla mücadele eden ülkelere finansal destek sağlamak amacıyla bir kayıp ve hasar fonu[27] oluşturuldu. 2023 yılında gerçekleştirilen COP28’de, bu fonun faaliyete geçirilmesi görevi Dünya Bankası’na verildi. 2024 yılındaki COP29’a gelindiğinde ise 720 milyon ABD dolarının üzerinde bir kaynak taahhüt edilmişti[28].
Kayıp ve hasar; yerinden edilme ve geçim kaynaklarının yok edilmesi gibi ekonomik kayıpların yanı sıra kültürel kayıp gibi ekonomik olmayan kayıpları da içerebilir. Ne var ki bir fon oluşturma fikri henüz tam olarak yanıt bulmamış soruları beraberinde getirdiği için tartışmalara yol açmaya devam ediyor. Kayıp ve hasar fonuna kim, ne kadar katkı sağlayacak? Bir ülke fona katkıda bulunduğunda, yaşanan felaketlerin sorumluluğunu ve yükümlülüğünü de üstlenmiş mi oluyor? COP29 bu konuya bir ölçüde açıklık getirmeye çalıştı. Nitekim delegeler, finansmanın bir yükümlülükten ziyade iş birliği ve kolaylaştırma esasına dayanması gerektiği konusunda uzlaşmaya vardı. Kasım 2025’te Brezilya’nın Belém kentinde gerçekleşecek olan bir sonraki COP30 toplantısı, ülkelerden kayıp ve hasar fonuna daha fazla katkıda bulunmalarını amaçlayacak.
Kayıp ve hasar fonunu destekleme konusundaki çekimserlik, bir ölçüde fonun etkinliğine dair duyulan şüphelere bağlanabilir. Yöneltilen eleştirilerden biri de mevcut finansal yapıların, zorluklarla gereken ölçekte başa çıkabilecek şekilde tasarlanmamış olması[29]. Hedefe yönelik bir yaklaşım benimsemek bir çözüm olabilir. Lowry Enstitüsü adlı politika düşünce kuruluşu, bunun bir ülkenin iklim değişikliğine karşı savunmasızlığına ve GSYİH’sine göre fon tahsis edilerek yapılabileceğini öne sürüyor[30]. Buradaki fayda, fonların en çok ihtiyaç duyulan yere ulaşmasını sağlamak olacaktır.
Erken uyarı sistemleri hangi rolü üstlenebilir?
İklim değişikliğine hazırlık tartışmalarına baktığımızda, erken uyarı sistemlerinin sürekli olarak gündeme geldiğini görüyoruz. Bu sistemler, kontrol edemediğimiz doğa olaylarına karşı nasıl en iyi şekilde tepki verebileceğimizi gösteren bir diğer örnektir. WMO, erken uyarı sistemlerinin desteklenmesinde kilit bir rol oynuyor[31] ve kurumun yetki alanı temel olarak bilgi, tespit, iletişim ve hazırlık süreçlerine odaklanıyor.
Öte yandan, Herkes İçin Erken Uyarı girişimi verilerine göre; 2015 yılında çoklu tehlike erken uyarı sistemi kapasitesine sahip sadece 52 ülke varken, bu sayı 2024 yılında 108’e yükselmiş durumda[32]. Erken uyarı sistemleri:
- Afet riskleri hakkında daha fazla bilgi için veri toplayabilir
- Tespit, gözlem ve izleme hizmetleri geliştirebilir
- Riskler hakkında bilgi iletişimini sağlayabilir
- Afetlere karşı ulusal ve toplumsal düzeyde müdahale kapasitesi oluşturabilir
Kasırga, sel ve depremlerin yıkıcı etkilerine bir arada maruz kalma riski yüksek olan Haiti, yetkililerin tehditlere karşı daha hazırlıklı olmasını ve çok daha etkin müdahale edebilmesini sağlayacak protokoller oluşturmak amacıyla Dünya Bankası fonlarından yararlanıyor[33]. Sel riskine yoğun bir şekilde maruz kalan bir diğer bölge ise yağışlı ve kurak mevsimleri arasında keskin değişimler yaşayan Asya’daki Aşağı Mekong Havzası’dır. Kamboçya ve Laos’ta[34] yürütülen bir WMO projesi kapsamındaki sel uyarı sistemi, günlük güncellemeler sunmanın yanı sıra olası riskleri beş gün önceden bildirebiliyor. Bu sayede bölge halkı, tehlikelere karşı hazırlık yapmak ve harekete geçmek için hayati bir zaman kazanıyor.
Hava uyarı sistemlerinin gerektirdiği devasa hacimdeki veri analizleri, yapay zekanın (AI) kaçınılmaz olarak ön plana çıkması anlamına geliyor. Yapay zeka, meteorolojik verilerin kısıtlı olduğu bölgelerdeki bilgi eksikliklerini gidermenin bir yolu olarak görülüyor. Nitekim WMO, hava olayları kaynaklı felaketleri önceden öngören teknolojik araçlara daha fazla ülkenin erişim sağlayabilmesi adına yapay zeka destekli hava tahminlerini teşvik ediyor[35].
Abdul Latif Jameel’in küresel hayırseverlik girişimi Community Jameel’in, risk altındaki topluluklarda erken uyarı sistemleri inşa etmede ve iklim dayanıklılığını güçlendirmede aktif bir rol oynadığını söylemekten gurur duyuyorum.
2021’de kurulan Jameel Observatory ise özellikle düşük ve orta gelirli ülkelere odaklanarak iklim, doğal afetler, tarım ve gıda sistemleri ile sağlık alanlarının kesişim noktasında faaliyet gösteren küresel bir platformdur. Veri ve kanıtlardan güç alan platform, toplumların ve devletlerin hem çevresel şoklara hem de iklim değişikliğinin geçim kaynakları ve refah üzerindeki etkilerine karşı hazırlıklı olmalarına ve gerekli adımları atmalarına yardımcı oluyor. Platform, Edinburgh Üniversitesi liderliğindeki Jameel Observatory for Food Security Early Action ve MIT liderliğindeki Jameel Observatory Climate Resilience Early Warning System Network (CREWSNet) çalışmalarına rehberlik ediyor.
Jameel Observatory-CREWSnet, MIT’nin beş Büyük İklim Mücadelesi bayrak taşıyıcı projesinden biridir. Bu girişim, en son iklim ve sosyoekonomik tahmin tekniklerini teknolojik çözümlerle birleştirerek dünya genelinde toplulukları iklim krizlerine uyum sağlamaları için güçlendirmeyi amaçlamaktadır. İlk etapta Bangladeş’in güneybatısındaki ve Sudan’daki topluluklara odaklanan girişimin temel amacı, yaklaşan hava olayları hakkında halka hazırlık yapıp riskleri yönetebilecekleri düzeyde bilgi sunmak. Bu sayede araştırmalar laboratuvar duvarlarını aşıp sahaya iniyor ve artan verimlilik yoluyla yoksulluğun hafifletilmesine katkı sağlıyor.
Benzer şekilde, Jameel Observatory for Food Security Early Action, Doğu Afrika’daki kırılgan kırsal ve çiftçilikle uğraşan kırsal toplulukların, ortaya çıkan çevresel şokların ve streslerin gıda güvenliği ve beslenmesi üzerindeki etkilerine daha hazırlıklı ve dirençli olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
İklim değişikliğinin etkilerine karşı gerçekten yeterince hazırlıklı olabilir miyiz?
İklim değişikliği, son derece haklı olarak, dünya genelindeki topluluklar için açık bir endişe kaynağı oluşturuyor. Neyse ki, bazı çevreler biraz isteksiz de olsa bu tehlike çanlarını duymaya başladı. Gezegenimizin karşı karşıya olduğu zorlukların ölçeğine ve bazen medyadaki kasvetli tahminlere rağmen olumlu gelişmelerin de olduğuna yürekten inanıyorum. Dayanıklılık, kararlılık ve uyum sağlama becerisini; yenilikçi düşünce ve güçlü bir azimle birleştirerek, iklim değişikliğinin en ağır etkilerini azaltmak ve bunlara uyum sağlamak için birlikte çalışarak dünyayı koruyabiliriz.
Pratik bilgiler: İklim değişikliğine hazırlanma
S: Dünya çapında kaç kişi iklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasız?
C: Resmi verilere göre, dünya nüfusunun hemen hemen yarısı iklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasızdır.
S: 2024 yılında küresel sıcaklıklar hakkında ne gibi önemli gelişmeler yaşandı?
C: 2024, kayıtlara geçen en sıcak yıl olarak doğrulandı; 2024’e kadar olan 10 yılın her biri de kayıtlardaki en sıcak yıllardı.
S: İklim dayanıklılığına 1,8 trilyon ABD doları yatırım yapmak ne gibi faydalar sağlayabilir?
C: Küresel Uyum Komitesi, 2020 ile 2030 yılları arasında beş kritik iklim dayanıklılığı alanına 1,8 trilyon ABD doları yatırım yapılmasının 7,1 trilyon ABD doları net fayda sağlayabileceğini tahmin etmektedir.
S: COP29 itibarıyla Kayıp ve Hasar Fonu’na ne kadarlık bir fon taahhüt edildi?
C: İklim değişikliğinin yol açtığı tahribatla mücadele eden ülkelere finansal destek sunan Kayıp ve Hasar Fonu’na, 2024’teki COP29 itibarıyla 720 milyon ABD dolarının üzerinde bir fon taahhüt edildi.
S: 2024 yılı itibarıyla kaç ülke erken uyarı sistemi kapasitesine sahipti?
C: 2015’te sadece 52 ülke çoklu tehlike erken uyarı sistemlerine sahipken, bu sayı 2024’te 108’e ulaştı.
[1] https://www.un.org/en/climatechange/what-is-climate-change
[2] https://www.ipcc.ch/2021/08/09/ar6-wg1-20210809-pr/
[3] https://www.un.org/en/climatechange/what-is-climate-change
[4] https://www.ipcc.ch/report/ar6/syr/downloads/figures/IPCC_AR6_SYR_SPM_Figure1.png
[5] https://www.un.org/en/climatechange/climate-adaptation
[6] https://wmo.int/media/news/climate-change-impacts-grip-globe-2024
[7] https://wmo.int/news/media-centre/2024-track-be-hottest-year-record-warming-temporarily-hits-15degc
[8] https://wmo.int/news/media-centre/global-climate-predictions-show-temperatures-expected-remain-or-near-record-levels-coming-5-years
[9] https://www.worldweatherattribution.org/when-risks-become-reality-extreme-weather-in-2024/
[10] https://www.unep.org/news-and-stories/story/5-ways-countries-can-adapt-climate-crisis
[11] https://www.rescue.org/uk/article/10-countries-risk-climate-disaster
[12] https://www.eea.europa.eu/en/topics/in-depth/climate-change-impacts-risks-and-adaptation
[13] https://foresight.skanska.com/resilience/designing-and-building-climate-resilient-cities/
[14] https://www.weforum.org/videos/auckland-is-the-worlds-spongiest-city/
[15] https://www.oecd.org/content/dam/oecd/en/publications/reports/2024/04/infrastructure-for-a-climate-resilient-future_c6c0dc64/a74a45b0-en.pdf
[16] https://gca.org/wp-content/uploads/2019/09/GlobalCommission_Report_FINAL.pdf
[17] https://www.cbc.ca/news/canada/toronto/toronto-urban-forests-housing-challenge-1.7178210
[18] https://www.connective-cities.net/wp-content/uploads/2025/06/Dresden_and_Brazzaville_embrace_urban_gardening_28.pdf
[19] https://gca.org/wp-content/uploads/2019/09/GlobalCommission_Report_FINAL.pdf
[20] https://www.unep.org/resources/adaptation-gap-report-2023
[21] https://www.decadeonrestoration.org/
[22] https://www.undrr.org/news/global-platform-elevates-risk-communication-essential-disaster-risk-reduction
[24] https://www.worldbank.org/en/news/immersive-story/2025/06/16/gfdrr-engagement-with-tanzania
[25] https://blogs.worldbank.org/en/endpovertyinsouthasia/wetland-centers-and-fight-against-climate-change
[26] https://www.wri.org/insights/loss-damage-climate-change
[27] https://unfccc.int/establishing-a-dedicated-fund-for-loss-and-damage
[28] https://cop29.az/en/media-hub/news/fund-for-responding-to-loss-and-damage-ready-to-accept-contributions
[29] https://ecdpm.org/work/broken-promise-loss-and-damage-finance-can-europe-help
[30] https://www.lowyinstitute.org/publications/climate-loss-damage-fund-works
[31] https://wmo.int/activities/early-warnings-all/wmo-and-early-warnings-all-initiative
[32] https://earlywarningsforall.org/site/early-warnings-all
[33] https://blogs.worldbank.org/en/dev4peace/scaling-early-warning-systems-communities-fragile-and-conflict-zones
[34] https://library.wmo.int/viewer/69588/download?file=CREWS-Stories-Success-Cambodia-Lao-2025_en.pdf&type=pdf&navigator=1
[35] https://wmo.int/media/news/ai-powered-meteorology-supports-early-warnings-all?book=22533
Basın Kitine Eklendi